Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Geri Verilen Kız | Kalbime dokunan bir okuma

Resim
    Geri Verilen Kız – Donatella Di Pietrantonio 📚 Bazı kitaplar bitince hemen kapanıp rafa kalkmıyor, bir süre insanın içinde kalıyor… Geri Verilen Kız benim için tam olarak öyle bir kitap oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren beni içine çeken bir hikâyeydi. En çok da o ait olamama hissi çok geçti bana. Bir yere ait hissetmeye çalışmak, sevilmek istesen de kendini hep biraz yabancı hissetmek… Kitap boyunca bu duygu çok güçlüydü. Annelik, kardeşlik, aile bağları ve insanın kendini arama hali çok güzel işlenmişti. Ama bunu öyle abartılı ya da zorlayıcı bir şekilde değil, çok sade ve doğal bir anlatımla veriyor. Zaten bence kitabın en etkileyici yanı da bu. Cümleler çok süslü değil ama hissettirdiği şeyler gerçekten güçlü. Okurken bazı yerlerde karaktere çok üzüldüm, bazı yerlerde de içindeki kırgınlığı çok net hissettim. “İki yaşayan annesi olan bir yetimdim.” Bazen sadece ne yaşadığını değil, ne hissettiğini de okuyormuş gibi oldum. Bu yüzden kitap bana daha d...

Her Şey Yolundaymış Gibi Yapmak Yorar

Bazen bir bakış, bir gülümseme ya da sosyal medyaya koyulan bir fotoğraf… Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaymış gibi görünür. Ama içeride, o çok kalabalık sessizlikte, başka bir dünya yaşanıyordur. Sadece senin bildiğin bir yorgunluk, kimsenin fark etmediği bir mücadele. Güçlü görünmek… Ne büyük bir yük bazen. “İyiyim.” demek, aslında ne kadar kırıldığını anlatmaktan daha kolay gelir. Çünkü anlatmak açıklama gerektirir, anlaşılmayı bekletir. Oysa susmak kolaydır. Gülümsersin, devam edersin. Herkes seni güçlü sanar. Belki de bu yüzden kimse “Sen iyi misin gerçekten?” diye sormaz. Ama içten içe yorulursun. Kendinle baş başa kaldığında, maskeler düşer. O “iyiyim” dediğin anlar birikir ve bir noktada içinden şu cümle dökülür: “Keşke biri beni anlamaya çalışsa, anlatmadan.” Yolundaymış gibi yaparken kendini yolun dışında bulmak ne tuhaf. İç sesin bağırır ama kimse duymaz. Çünkü sen, hep “hallederim” diyen kişiydin. Ama bazen… halledememek de insanca. Bu yazıyı yazarken...

✍️ Kendinle Barışmanın Psikolojisi

Hayatta birçok insanla barışık olmak istiyoruz. Annemizle, eşimizle, arkadaşlarımızla… Ama en çok görmezden geldiğimiz bir barış var: Kendimizle. Kendini sevmek, her zaman “kendini beğenmek” demek değildir. Kendinle barışmak, geçmişinle kavga etmemek, hatalarınla yaşamayı öğrenmek ve eksik yanlarını kabul etmekle başlar. Çünkü gerçek huzur, dışarıdan değil, içeriden gelir. 🍂 Neden Kendimizle Savaş Halindeyiz? Geçmişte yaptığımız hataları unutamıyoruz. Toplumun bizden beklediklerini kendimize dayatıyoruz. Başarıyı, kusursuzluğu ya da onaylanmayı kendimize şart koşuyoruz. Ama aslında… Mükemmel olmadan da değerliyiz. Sevilmeden önce kendimizi sevmemiz gerekiyor. 🧠 Psikolojide Kendini Kabullenme Nedir? Psikolojide buna “öz-şefkat” deniyor. Yani; acı çektiğin zamanlarda kendine anlayış göstermek. Suçlamak yerine, “Ben de insanım” diyebilmek. Bunu başardığında, zihnin savunmayı bırakıyor, kalbin yumuşuyor. Kendine en çok ihtiyacın olduğu an, kendine en çok kızdığın...

Yalnızlık Korkusu: Sessizliğin İçindeki Çığlık

Yalnızlık… Kelimelere döküldüğünde sade gibi duran ama içten içe ruhumuzu kemiren bir duygu. Bazen bir kalabalığın ortasında bile hissedilir. Yanımızda insanlar varken bile içimizi saran o boşluk hissi… Yalnız kalmaktan korkarız çünkü kendi iç sesimizle baş başa kalmak, bastırdığımız duygularla yüzleşmek zor gelir. Yalnızlık korkusu çoğu zaman, terk edilme endişesiyle, sevilmeyeceğimize dair derin bir inançla örülür. Birileri olmazsa eksik kalacağımıza inanırız. Bu yüzden bir şeyler yanlış gittiğinde değil; kimseyle konuşmadığımız bir akşamda, telefonumuz suskun kaldığında, içimize ansızın bir hüzün çöker. “Acaba unuttular mı beni?”, “Kimse gerçekten beni merak etmiyor mu?” diye sormaya başlarız. Ama gerçek şu ki, yalnız kalmak ile yalnız hissetmek farklıdır. Bazen yalnız kalmak, kendini duymak için gereklidir. Çünkü sürekli birileriyle olmak, bazen kendi sesimizi bastırır. Oysa içimizde anlatılmayı bekleyen hikâyeler vardır. Kendiyle kalabilen insan, en derin bağları kurabilir — önce ...

OLANI KABULLEN

 Hayatta her şey kontrolümüz altında değil. Bazen ne kadar uğraşırsak uğraşalım, bazı şeyler değişmiyor. İnsan büyüdükçe fark ediyor bunu. Bir yere ait olamadığında, bir şey elinden kayıp gittiğinde, bir duvar gibi dikilip çaresizliğe çarptığında… İşte o zaman anlıyor: Direnmek kadar kabullenmek de bir cesaret işi. Kabullenmek, pes etmek değil. Aksine, bir şeyin gerçekliğini olduğu gibi görebilmek; ona karşı savaşmadan, kendine zarar vermeden durabilmek. “Evet, bu böyle oldu,” diyebilmek. Kalbin sıkışırken bile o cümleyi kurabilmek: “Elimden geleni yaptım.” İşte bu, olgunlaşmanın en sessiz ama en güçlü hali. Bazen birini seversin, ama onun seni sevme biçimi seni tamamlamaz. Bazen bir hayalin vardır, ama yolun oraya çıkmaz. Bazen çok çalışırsın, ama sonuç senin elinde değildir. İşte o anlarda kabullenmek devreye girer. “Ben eksik değilim. Sadece her şey istediğim gibi gitmedi.” diyebilmek gerekir. Kabullenmek, yara almamak değil; yaranın içinde yaşamayı öğrenmektir. Acıyla el ...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalnızlık Korkusu: Sessizliğin İçindeki Çığlık

✍️ Kendinle Barışmanın Psikolojisi

Kusursuzluğu Aramak